Hazırlayan MAJORKAAN
   
 
  Buyume, Gelişme Ve Ruh Sağlığı

 
ÜNİTE III BÜYÜME GELİŞME VE RUH SAĞLIĞI
KONULAR
I. BÜYÜME VE GELİŞME
Büyüme ve Gelişmenin Tanımı
Büyüme ve Gelişmede Rol Oynayan Faktörler
Büyüme ve Gelişme Dönemleri
Ergenlik Dönemleri ve Özellikleri
Ergenlik Döneminde Görülen Sorunlar
Ergenlik Döneminde Olumlu Tutum Geliştirme
II. RUH SAĞLIĞI
Ruh Sağlığını Etkileyen Faktörler
Ruh Sağlığının Korunması

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
Büyüme ve gelişmeye etki eden faktörleri araştırarak örnekler bulunuz. Sınıfta tartışınız.
Ergenlik dönemi ile ilgili sorunlarınızı not ediniz. Sınıfta arkadaşlarınızla karşılaştırınız.
Ergenlik döneminde kazanılması gereken olumlu davranışların neler olduğunu araştırınız.
Ruh sağlığı yerinde olan bir kişide ne gibi özellikler bulunması gerektiğini araştırınız.
Ruh sağlığının korunması için neler yapılması gerektiğini araştırınız.
Hobilerinizin neler olduğunu not ederek arkadaşlarınızla tartışınız.
Röntgen: Tıpta kullanılan görüntüleme yöntemlerinden biri. X ışınları kullanılarak vücudun kemik yapılarının ve iç organlarının görüntülenmesi yöntemidir.
 
undefined
undefined
 
2. BÜYÜME VE GELİŞMEDE ROL OYNAYAN FAKTÖRLER
Büyümede ve gelişmede çeşitli faktörler rol oynar.

a. Genetik: Anne ve babadan geçen genler, çocuklarda bazı özellikleri belirlemektedir. Büyüme ve gelişme de bu özellikler arasındadır. Örneğin, boy uzunluğu genetik özelliklerle yakından ilişkilidir. Dovvn (Davn) Sendromu, çeşitli bedensel ve zihinsel yetersizliklere sebep olan bir hastalıktır. Akondroplazi sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir (Resim 3.1). Genetik geçişli hastalıklar büyüme ve gelişmeyi etkilemektedir.

Resim 3.1 Genetik faktörler büyüme ve gelişme üzerinde etkilidir.

b. Hormonal: İç salgı bezlerinden salgılanan büyüme hormonu ile tiroksin; ergenlik döneminden itibaren salgılanan androjen ile östrojenler büyüme ve gelişmede etkilidir. Örneğin, büyüme hormonunun fazla salgılanmasıyla ortaya çıkan akromegali hastalığında el, ayak, burun, çene gibi vücudun uç kısımlarında aşırı büyüme ile devlik gözlenir.

c. Beslenme: Yeterli ve dengeli beslenmeyen çocuklarda bedensel olarak büyüme ve gelişme geri kalırken, zekâ ve ruhsal gelişim de olumsuz etkilenmektedir.

d. Fiziki çevre: Büyüme ve gelişmeye iklim şartlan da etki eder. Bunun yanı sıra olumsuz çevre şartları da hastalıklara yol açar, büyüme ve gelişmeyi engeller (Resim 3.2). Ayrıca, spor ve beden eğitimi, kasların kasılma gücünü geliştirip oksijen taşıma mekanizmalarını güçlendirerek büyüme ve gelişmeyi olumlu yönde etkiler.

Resim 3.2 Hava kirliliği, gelişmeyi etkileyen fiziki şartlarındandır.

Büyüme hormonu uykuda daha fazla salgılandığından, büyüme ve gelişme için uykuya ve dinlenmeye yeterli zaman ayrılması gerekir. Büyüme ve gelişmenin hızını belirleyen faktörlerden biri de annenin sağlıklı bir gebelik geçirip geçirmediğidir.
Bebeğin organ ve dokularının gelişmekte olduğu gebelik döneminde annenin;
Aldığı ilaçlar,
Geçirdiği ateşli hastalıklar (kızamıkçık, grip vb.),
Süreğen hastalıkları (kalp, böbrek hastalıkları vb.),
Röntgen ışınları alması,
Kaza geçirmesi,
Aşırı yorulması,
Sigara ve alkol kullanması,
Psikolojik gerginliklerle karşılaşması, bebeğin büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Bir çocuğun büyümesi, ağırlık ve boy ölçülerinin normal yaşıtlarından elde edilmiş standart rakamlar ile karşılaştırılarak kontrol edilir. Bu tablolar, büyük taramalar sonucu elde edilir ve sağlık görevlilerinde bulunur. Çocuğun büyümesinin standart değerlerin altına düşmesi, büyümeyi engelleyen bir sağlık sorununun olduğunu düşündürür.
undefined
undefined
 
2. BÜYÜME VE GELİŞMEDE ROL OYNAYAN FAKTÖRLER
Büyümede ve gelişmede çeşitli faktörler rol oynar.

a. Genetik: Anne ve babadan geçen genler, çocuklarda bazı özellikleri belirlemektedir. Büyüme ve gelişme de bu özellikler arasındadır. Örneğin, boy uzunluğu genetik özelliklerle yakından ilişkilidir. Dovvn (Davn) Sendromu, çeşitli bedensel ve zihinsel yetersizliklere sebep olan bir hastalıktır. Akondroplazi sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir (Resim 3.1). Genetik geçişli hastalıklar büyüme ve gelişmeyi etkilemektedir.

Resim 3.1 Genetik faktörler büyüme ve gelişme üzerinde etkilidir.

b. Hormonal: İç salgı bezlerinden salgılanan büyüme hormonu ile tiroksin; ergenlik döneminden itibaren salgılanan androjen ile östrojenler büyüme ve gelişmede etkilidir. Örneğin, büyüme hormonunun fazla salgılanmasıyla ortaya çıkan akromegali hastalığında el, ayak, burun, çene gibi vücudun uç kısımlarında aşırı büyüme ile devlik gözlenir.

c. Beslenme: Yeterli ve dengeli beslenmeyen çocuklarda bedensel olarak büyüme ve gelişme geri kalırken, zekâ ve ruhsal gelişim de olumsuz etkilenmektedir.

d. Fiziki çevre: Büyüme ve gelişmeye iklim şartlan da etki eder. Bunun yanı sıra olumsuz çevre şartları da hastalıklara yol açar, büyüme ve gelişmeyi engeller (Resim 3.2). Ayrıca, spor ve beden eğitimi, kasların kasılma gücünü geliştirip oksijen taşıma mekanizmalarını güçlendirerek büyüme ve gelişmeyi olumlu yönde etkiler.

Resim 3.2 Hava kirliliği, gelişmeyi etkileyen fiziki şartlarındandır.

Büyüme hormonu uykuda daha fazla salgılandığından, büyüme ve gelişme için uykuya ve dinlenmeye yeterli zaman ayrılması gerekir. Büyüme ve gelişmenin hızını belirleyen faktörlerden biri de annenin sağlıklı bir gebelik geçirip geçirmediğidir.
Bebeğin organ ve dokularının gelişmekte olduğu gebelik döneminde annenin;
Aldığı ilaçlar,
Geçirdiği ateşli hastalıklar (kızamıkçık, grip vb.),
Süreğen hastalıkları (kalp, böbrek hastalıkları vb.),
Röntgen ışınları alması,
Kaza geçirmesi,
Aşırı yorulması,
Sigara ve alkol kullanması,
Psikolojik gerginliklerle karşılaşması, bebeğin büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Bir çocuğun büyümesi, ağırlık ve boy ölçülerinin normal yaşıtlarından elde edilmiş standart rakamlar ile karşılaştırılarak kontrol edilir. Bu tablolar, büyük taramalar sonucu elde edilir ve sağlık görevlilerinde bulunur. Çocuğun büyümesinin standart değerlerin altına düşmesi, büyümeyi engelleyen bir sağlık sorununun olduğunu düşündürür.
undefined
undefined
 
3. BÜYÜME VE GELİŞME DÖNEMLERİ
Tek bir hücre olarak hayata başlayan insan her gün büyüme ve gelişmesine devam eder. Büyüme ve gelişme bir süre sonra duraklar ve tamamlanır. Büyüme ve gelişmenin en yoğun olduğu dönem, 0-1 yaş arasıdır. İnsanın erişkin düzeye ulaştığı 18-20 yaş dolaylarında ise büyüme ve gelişme duraklama gösterir.
Büyüme ve gelişme bedensel ve ruhsal özelliklere, sağlık sorunlarına, eğitim durumuna göre dönemlere ayrılarak incelenir.

a. Bebeklik dönemi: Doğumdan 1. yaş gününe kadar geçen süreye (0-12 ay) bebeklik dönemi denir (Resim 3.3). Bebeklik dönemi, özelliklerine göre ikiye ayrılarak incelenebilir.
Yenidoğan dönemi: Doğumdan 28. güne dek geçen süre, yeni doğan dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde anne karnındaki duruşunu korumaya çalışan bebek, dış ortama karşı savun-masızdır ve hastalıklara karşı duyarlıdır.
Ancak ışığı ayırt edebilecek kadar görür. Günün büyük bir kısmını uykuda geçirir. Emme, yakalama, tutunma, arama gibi bazı reflekslere sahiptir. Başını dik tutamaz, çevreye ilgisi yoktur. Sadece gürültüyü algılayabilir. Sorunlarını ağlayarak dile getirir.

Resim 3.3 0-365 gün arası bebeklik dönemi olarak tanımlanır.

Bebek, her yönüyle anneye bağımlıdır. Anneyi ve özellikle anne memesini ya da biberonu kendisinden ayrı olarak algılamamaktadır. Yeni doğan dönemi, sağlık açısından da riskler taşıyan önemli bir dönemdir.
Yenidoğan sonrası dönem: 1-12 ay arası dönemdir. Hızlı bedensel büyüme dönemi olan bu dönem sonunda bebek, doğum ağırlığının 3 katına erişir. Boyu da doğum uzunluğunun yarısı kadar daha uzar. Yani 3300 g doğan bir bebek 1 yaşında yaklaşık 10 kg olurken, 50 cm olan boyu da 75 cm'ye ulaşır. Sürekli duygusal alışveriş içinde olduğu annesine tamamen bağımlıdır. Bebek, 3. aya doğru annesini tanımaya başlar.
Anne babanın sevgisi ve bakımı bebeğin güven duygusunun gelişmesine yardımcı olur. İstekleri zamanında yerine getirilen, beslenme ve bakımı düzenli olarak yapılan bebekler daha mutlu, daha güvenli bir hayat sürer. Bu da bebeğin ileride geliştireceği kişiliği olumlu yönde etkiler.
2. aydan itibaren baş kontrolü gelişir. Hareketli cisimleri izlemeye, ellerini kontrol etmeye başlar, uzanmaya çalışır. Sesi izler, güler. 5. ayda ters dönebilir, uzandığı nesneleri yakalayabilir. 6. ayda destekle oturabilir, eline aldığı bir cisimle vurarak ses çıkarabilir. Yabancıları ayırt edebilir. 7. aydan itibaren desteksiz oturabilir. İki eliyle de cisimleri tutabilir. Mama kaşığını ağzına götürebilir. 8. ayda kolundan destek olunca doğrulup oturabilir. Cisimleri yere atarak ses çıkarmayı sever. Cisimleri bırakıp geri alabilir. 9. aydan sonra destekle ayakta durabilir, yürümeye çalışır. Hece tekrarlarından oluşan "baba", "dede" gibi kelimeleri söyleyebilir. 10. ayda yardımsız ayağa kalkar, kelimeleri tekrarlamaya çalışır, bardaktan su içebilir. 12. ayda elinden tutulunca yürüyebilir. Eğilip yerden cisimleri alabilir. Söyleyebildiği kelime sayısı artar, sevgisini belli eder. Komik davranışlarını tekrarlar. Bütün bunların yanı sıra büyüme ve gelişme sürecindeki davranışlar bebekten bebeğe farklılık gösterebilmektedir.
Bebeklik dönemindeki çocuk, acıdan ve zevk vermeyen olaylardan kaçar. Beklemeyi bilmez, engellenmekten hoşlanmaz. İhtiyaçlarının hemen giderilmesini bekler.

Resim 3.4 1 -6 yaş arası çocukluk dönemidir.

Bebeklik dönemi: Doğumdan birinci yaş gününe kadar geçen süredir (0-365 gün). Yeni . doğan ve yeni doğan sonrası olarak ikiye ayrılır.
Yeni doğan dönemi: Doğumdan 28. güne kadar geçen süredir.
Yeni doğan sonrası dönemi: 1-12. aylar arasındaki büyüme ve gelişme dönemidir.
Özerklik dönemi (Anal dönem): 1 ve 3. yaşlar arasındaki büyüme ve gelişme dönemidir.
Oyun dönemi: 3 ve 6. yaşlar arasındaki okul öncesi dönemdir.
Okul çağı dönemi: 6-11. yaşlar arasındaki hayat dönemidir.
Ergenlik dönemi: 12-21. yaşlar arasındaki çocukluktan ergenliği geçiş dönemidir.
Yetişkinlik dönemi: 21-65. yaşlar arasındaki toplumsal sorunları çözme ve olgunluk dönemidir.
Yaşlılık dönemi: insan hayatının 65. yaştan sonraki dönemidir.
Kollagen: Derinin, dermiş denilen alt tabakasında bulunan, protein yapılı, deriye destek ve esneklik kazandıran demetler hâlindeki maddedir.

b. Çocukluk dönemi: 1 -6 yaşlar arasındaki dönem olan çocukluk dönemi, kendi arasında özerklik ve oyun dönemi olarak ikiye ayrılabilir (Resim 3.4).

Özerklik dönemi: 1 ve 3. yaşlar arasındaki bu dönem anal dönem ya da tuvalet eğitimi dönemi olarak da bilinir. Çocuğun bağımlılıktan kurtulmaya başladığı, yürüyüp konuşabildiği, çevreyi araştırabildiği bir süreçtir. Anal bölgeye ilgi gösteren ve dışkılama olayından zevk alan çocuk, bu işlemi anneye ödül ya da ceza olarak uygulayabilir. Bu dönemin en büyük özelliği tuvalete çıkma eğitimi vermeye çalışan anne ile sınırsız özgürlük kullanmak isteyen çocuk arasındaki sessiz çekişmedir. Annenin baskıcı tutumu sonucu çocuk, ilerdeki hayatında boyun eğen, aşırı sessiz, sakin, uysal bir kişilik geliştirebilir. Annenin kısıtlamayan, serbest tutumu ise çocuğun kural tanımayan bir kişilik geliştirmesine sebep olabilir. Baskıcı annelerin çocuklarında aşırı titizlik, aşırı düzenlilik, içe kapanıklılık, inatçılık gibi özellikler ortaya çıkabilmektedir.
İleri yaşlarda böylesine önemli etkisi olan tuvalet eğitimine başlamak için en uygun zaman 12 ve 15. aylar arasıdır. Ancak özellikle dışkılamanın kontrolü için çocuğa 2 yaşına kadar süre tanınması gerekir. Bu süre içinde aşırı baskı yapılmadan ve çocukta tepkiye sebep olunmadan kararlı bir tutumla, dışkılama düzene konmalıdır. Çocuklar genellikle 2 yaşlarında idrar yapma isteklerini haber verebilirler. Ancak 3 ve 4. yaşlara kadar özellikle geceleri altlarını ıslatabilirler.
Bu dönemdeki çocuk yasak ve kurallara karşı bağımsız davranmak ister ve bir direnç gösterir. Egemenliğini anneye bırakmak istemez. Dışkılama ve dışkı, ilgi merkezi hâline gelir. Güven duygusu veren emzik, battaniye, tüylü oyuncak gibi nesnelere sıkı sıkıya bağlılık gösterir. Yiyeceklerini kendisinin yemesi ve çevreye bulaştırması ona zevk verir. Bu nedenle annenin, kendisini beslemesine karşı direnir. Çevresindeki eşyalara karşı vurucu kırıcı davranışlar sergilemekten hoşlanır.
Bu yaş grubunda, kendini olayların merkezi olarak gören çocuklar arasında grupla oynama alışkanlığı yoktur. Çocuk inatçı, olumsuz, hareketli, isteklerinde ısrarcı bir görünümdedir. Özellikle kazalara karşı korunması gerekir.
Özerklik döneminde yürümesi, konuşması gelişen çocuğun, bedensel olarak da güçlendiğini, kaslarının, kemiklerinin geliştiğini gözlemek mümkündür. Dönemin sonunda dengeli olarak parmak uçlarında yürüyebilen, giyinip soyunabilen, su dolu bardağı dökmeden götürebilen, tek ayak üzerinde durabilen bir çocuk hâline gelir.

Oyun Dönemi: 3-6 yaş arasındaki okul öncesi dönemine oyun dönemi adı verilir. Özerklik dönemindeki inatçı, huysuz, olumsuz çocuk yerine, girişken, sevecen, canlı, hareketli bir çocuk gelmiştir.
Oyun çocuğu, kendi işini kendisi yapmayı ister. Neşeli, oyunu seven, paylaşmayı bilen, kendi yaşıtlarıyla oynayabilen bir çocuktur. Konuşkan ve hayat doludur. Sürekli soru sorar. Öğrenmeye karşı çok isteklidir. Kelime dağarcığı geliştiği için güzel bir anlatım gücü kazanmıştır. Zarar verme, kırma gibi özellikler, yerini söz dinlemeye bırakır. Girişkendir ve herkese yardım etmeyi sever. Yaramazlıkları, sevimli yaramazlıklara dönüşmüştür. Masallara, çizgi filmlere ihtiyaç duyar. Gerçeküstü korkutucu kahramanlara, öcülere, hortlaklara inanır. Hayal gücü çok gelişmiştir. Olayları abartma ve çarpıtma ile anlatır. Tekerlemelere ve ayıp kelimelere ilgi duyar. Her şeye kolayca kanar. Gerçekle hayali ayırt edemez. Genital bölgeye ilgisi en üst düzeydedir. Fırsat bulduğunda cinsel organlarıyla oynar ve bundan zevk duyar. Nasıl doğduğunu sorar.
Benlik duygusu iyice gelişen oyun çocuğunun en önemli özelliği, kız ve erkek ayrımına varmasıdır. Kızlar, annelerini taklit ederek onlar gibi davranmaya çalışırlar. Erkekler ise babayı kendine örnek alır. Anne gibi davranan, onunla bir arada iş yapmaktan hoşlanan kız çocuk, süslenmeye merak sarar. Kendisini babaya beğendirmeye çalışır. Bazen bu durum, belirgin bir kıskançlık gösterisine döner. Anneyi, baba konusunda kendine rakip olarak görebilir. Babaya hayrandır. Erkek çocuklar da baba gibi davranmak, onun gibi yürümek, tıraş olmak ister. Hiç kimsenin babasından daha güçlü, daha akıllı olduğuna inanmaz. O da anneyi babadan kıskanacak kadar anneye hayrandır. Bu romantik sevgi, kız ve erkek kimliğinin benimsenmesinin doğal sonucudur.
Çocuk, anne ve babayla özdeşleşme sırasında gözlemlerinin yanı sıra anne babanın istek ve eğilimlerine de uymaya çalışır. Böylece onların doğru ve uygun gördüğü davranışları yapmayı benimser. Onların kötü bulduğu ve beğenmediği davranışlardan kaçınır. Özdeşleşmenin sağlıklı olabilmesi için anne baba ile çocuk arasında sevgi ve güven ilişkisi temel şarttır.
Üst benliğin gelişmeye başlamasıyla dönemin sonuna doğru toplumda kabul edilen davranışlara yönelen çocuk, yapıcı ve yaratıcı olur. 5-6 yaşlarda üst ben'in (süper ego) gelişmesi tamamlanır böylece çocuk, duygu ve davranışlarını kontrol edebilmeye başlar. Anne ve babayı cinsel öğeler olarak görmekten vazgeçer. Bu dönemde kız çocuklara kadınlık, erkek çocuklara erkeklik rolünün benimsetilmesi ilerideki dönemlerde cinsel davranış bozukluklarının önlenmesinde büyük önem taşır.

Resim 3.5 Okul çağı dönemindeki çocuklar

c. Okul çağı dönemi: 6-11 yaşlar arasındaki dönemde çocuk (Resim 3.5), aile ortamından farklı olarak okul yaşamına başlar.
Böylece toplumsal çevreye karışır. Kişilik gelişimini tamamlayan çocuk, bekleyebilmeyi ve engellere karşı koymayı öğrenir. Okul çevresi ve eğitim, çocuğun bakış açısını genişletir. İyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı ayırt eder ve kelime dağarcığı ile konuşma yeteneği gelişir. Zaman, sayı, uzay kavramları gelişir. Somut düşüncelerin yanı sıra soyut düşüncelere de geçiş başlar. Hayalle gerçeği daha rahat ayırt edebilir.
Okul çağı döneminde çocuğun büyüme hızı yavaşlar. Ancak el kol becerileri ve dengesi artar. Oyun çocuğunda olduğu gibi canlı ve hareketlidir. Oyun evden sokağa, dışarıya kaymıştır. Hayalî kahramanlar, çeteler, gruplar oyunlarda egemendir. Gruplarda zayıf olanlar ezilir. Liderlik isteği belirginleşir ve saldırgan davranışlar görülebilir. Gruplar tek cinslidir. Karşı cinsi küçük görür ve oyunlarına almazlar. Çevre tarafından beğenilme isteği vardır. Beceriksizlik ve hor görülme durumunda çocukta aşağılık duygusu gelişebilir. Başkalarının kusurları ile alay etmek bu yaş grubunda sık görülen bir davranıştır. Bu dönemde cinsel merak yatışarak, durgunlaşır. Çocuk bu konuda soru sormaz, cinsel konulardan kaçar.

Resim 3.6 Ergenlik 12-21 yaşlar arasındaki dönemdir.

d. Ergenlik dönemi: Hayatın 12-21 yaşlar arasındaki karmaşık bir dönemidir (Resim 3.6). Ergenlik dönemi özelliklerine göre erken ergenlik, tam ergenlik ve geç ergenlik olarak üçe ayrılır.

e. Yetişkinlik dönemi: 21-65 yaş arasındaki hayat dilimi yetişkinlik dönemi olarak adlandırılır (Resim 3.7). Meslek seçimi, eş seçimi, iş seçimi gibi önemli kararların verildiği ilk dönemlerde sağlık sorunları sık görülmez. Bu dönemde genç yetişkin, ebeveynleri ile karar ve davranışları konusunda çatışmalar yaşayabilir. Ayrıca akrabalar ile sürtüşmeler, iş yeri ve diğer sosyal alanlarda çatışmalar görülebilir. Meslek sorunları, politik görüş farklılıkları, zorluklar karşısında ortaya çıkan çatışmalar genç yetişkinleri etkiler. Genç yetişkin dönemi, ilk sorumlulukların üstlenildiği, ileriki hayatta meslek ve aile bağlarını belirleyecek olan 21-35 yaş arası dönemdir. Dönemi ruhsal açıdan kuvvetlenerek geçiren genç yetişkin, daha sonraki hayatında da mutluluğu yakalamaya adaydır. 30 -55 yaş arası dönemde, önceki dönemlerde elde edilen tecrübeler hayata yön verir. Mesleki başarının yüksek düzeyde olması gereken bu dönemde en büyük sorunlar aile geçimsizlikleri, iş yeri ve mesleğe ait sorunlar, alkol bağımlılığı, orta yaş bunalımı ve artan sağlık sorunlarıdır. 35-40 yaşlar arasında kişiler evliliklerini, gençlik düşlerinin ne kadarını gerçekleştirebildiklerini, hayattan beklentilerini sorgulayarak bunalıma düşebilirler. Bu da alkol bağımlılığı ve ruhsal çöküntüler gibi ağır sonuçlara yol açabilir. Ancak herkesin bu krizi yaşayacağı söylenemez. Kadınlarda 45-49 yaş arasında âdetten kesilmeyle erkeklerde ise 50-55 yaş arasında yaş dönümüyle ilgili sorunlar ortaya çıkabilir. Yetişkinlik döneminde ruhsal yönden sağlıklı olabilmenin önemli bir şartı zamanın olumlu bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Boş zamanların olumlu işlerle değerlendirilmesi, kişinin kendini geliştirmesine, sosyal hayatın gelişmesine, monotonluktan kurtulmaya hatta ekonomik olarak gelir elde etmeye yarayabilir. Toplumumuzda görüldüğü gibi ayağını uzatıp televizyon seyretmek boşa zaman kaybetmektir.

Resim 3.7 21-65 yaş arası yetişkinlik dönemidir.

f. Yaşlılık dönemi: İnsan hayatının 65 yaştan sonraki dönemi yaşlılık dönemi olarak adlandırılır (Resim 3.8). Bu dönemde bedensel fonksiyonlar da yaşlanmaya adapte olmaktadır. Gözlerde uyum yeteneğinin azalması ile yakını görememe, vücut direncinin azalması, çabuk yorulma, tat duyusunun bozulması, ısı değişimlerine duyarlılık gibi belirtiler ortaya çıkar. Hücre sayıları azaldığı gibi hücre fonksiyonları ve içerikleri de değişir. Bu nedenle kaslar zayıflar, eklemlerde kireçlenmeler başlar. Bu yapısal çöküşle birlikte yenilenme işlemi de yavaşlar.

Resim 3.8: 65 yaşından sonraki yaşlılık dönemidir.

Yüksek tansiyon: Kan basıncı yüksekliği. Kan akımının damar çeperlerine yaptığı basıncın normal değerlerin üstünde olması.
Felç: Çeşitli nedenlerle vücudun bir bölümünün işlev görememesi ve uzuvları kullanamama hâli,
Diyabet: Şeker hastalığı. Pankreastan insülin hormonu salgılanmasının bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkan kan şekeri yüksekliği bir çok organı etkileyerek işlev bozukluklarına hatta ölüme sebep olabilir.
Tiroit hormonları: Tiroit bezinden salgılanan ve vücut metabolizmasını etkileyen hormonlardır.
Androjenler: Erkek tipi cinsiyet özelliklerini belirleyen bir grup hormondur.
Östrojenler: Kadın tipi cinsiyet özelliklerini belirleyen bir grup hormondur.
Skrotum: Erkeklerde, içinde testislerin bulunduğu kese.
Menopoz dönemi: Ülkemizde genellikle 45-49 yaşlar arasında görülen, âdet kanamalarının ve doğurganlığın bitiş dönemi. Bu dönemde hormonal değişikliklere bağlı çeşitli rahatsızlıklar görülebilir.
Meni: Teslislerden ve bazı diğer bezlerden salgılanan sperm içeren sıvı.

Kollagen adı verilen yapı harcı niteliğindeki maddenin dayanıklılığının bozulması ile yaşlılığın gözle görülen belirtileri oluşur. Yaşlı insanların ciltlerinde görülen kırışma ve sarkmalar bu şekilde oluşmaktadır.
Yaşlılıkta dolaşım bozukluğu, kalp hastalıkları, felçler, yüksek tansiyon, eklem bozuklukları, diyabet (şeker hastalığı) gibi süreğen hastalıklar sık görülür. Hücrelerin görevlerini yapamamaları sonucunda organizmanın giderek direncini yitirmesi ve hastalıklarla baş edememesi kaçınılmaz son olan ölümü hazırlar. Ölüm yaşı üzerinde kalıtım, yaşam şekli ve şartları, aşırı alkol, sigara kullanımı, ruhsal çöküntüler etkili olmaktadır.
Yaşlılıktaki önemli olaylardan biri de emeklilik ve onun getirdiği sorunlardır. Emeklilik, yıllardır sürdürülen mesleğin bırakılmasının yanı sıra toplumda rol kaybı, ilişkilerin bozulması gibi sorunlarla boşluk duygusuna yol açabilir. Bu boşluk duygusunu gidermek için en uygun yol, özel ilgi alanlarına zaman ayırmaktır. Aile üyeleri, dostları, yeni arkadaşları ile ilgilenmek eski tecrübeleri değerlendirmek yaşlılıkta kişileri yalnızlıktan ve bunalımdan korur.
Yaşlılıkta yalnızlık, eşini kaybetme ve kimsesizlik önemli sorunlardandır. Tek başına yaşlılık, bir hastalık değildir. Ancak, yaşlılıkta hastalık sık görülür ve beraberinde bakım sorunlarını da getirir. Yaşlı bir insan ne kadar sağlıklı olursa olsun her an hastalanabilir. Yaşlı hastalar için en uygun bakım ortamı kalabalık ve sevgi dolu bir ailede, ilgi alanlarını sürdürebilecekleri ve kendilerine ihtiyaç duyulduğunu hissedebilecekleri ortamlardır.
Zekâ ve belleği zayıflayan, hareket yetenekleri yavaşlayan, fiziksel aktiviteleri azalan yaşlılar için en uygun olan hayat tarzı bildiği, tanıdığı hayat tarzının sürdürülmesidir. Uzak şehirdeki bir bakımevine gönderilmek yaşlılar için kötü bir durumdur.
Üretkenliğini sürdüren, ailenin hayata yönelik planlarından uzak tutulmayan, engin tecrübelerinden, bilgilerinden yararlanılan yaşlılar daha mutlu ve sağlıklıdır. İstendiğini, sevildiğini hisseden, yakınları tarafından aranan, hatırı sorulan, konuştukları ilgiyle dinlenen yaşlılar mutlu olurlar.
undefined
undefined
 
4. ERGENLİK DÖNEMİ VE ÖZELLİKLERİ
Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik dönemi, 12-21 yaşlar arasındaki süreçtir. Hızlı fiziksel büyümenin yanı sıra cinsel ve ruhsal gelişme ile olgunlaşmaya geçiş bu dönemin özelliğini oluşturur.
Dönemin başlangıç ve bitişi kesin sınırlarla belirtilemez. Çünkü bu döneme girme ve dönemi tamamlama, kişiler ve cinsler arasında farklılık gösterir. Kızlar bu döneme erkeklerden 2 yıl kadar önce girer ve gelişmelerini daha önce tamamlarlar. Kalıtsal özellikler ve iklim şartları ergenliğe girme yaşını etkiler. Yine âdet görmeye başlama yaşı, kızlar arasında farklılıklar gösterir. Gelişmedeki bu farklılıklar gençlerin kendilerini yaşıtları ile karşılaştırmalarına ve gereksiz kaygılar duymalarına sebep olabilir.
Bu dönemde erkeklerde 10-30 cm, kızlarda 10-20 cm boy uzaması görülürken ağırlık artışı 7-30 kg (ortalama 20 kg) kadar olur. Ağırlık artışı kas, iskelet ve yağ dokusu artışına bağlıdır. Erkeklerde kas dokusu artışı daha belirginken kızlarda yağ dokusu artışı daha fazladır.
Bu arada iç organlar da gelişir, ağırlık ve hacimleri artar. Büyümeyi etkileyen tiroit hormonları ile androjen ve östrojenlerin miktarları da artar. Temel değişikliklerden biri de eşey bezlerinin çalışmaya başlamasıdır. Buna bağlı olarak ikincil eşeysel karakterler ortaya çıkar. Eşey bezlerinin çalışmaya başlaması ile üreme organları büyür ve gelişirler. Kızlarda meme dokusunun gelişimi, erkeklerde penis, testisler ve skrotumun gelişmesi, ses değişikliği, kıllanmanın başlaması, sakal, bıyık çıkması ikincil cinsiyet özelliklerindendir.

Resim 3.9 Ergenlik döneminde yağ bezlerinin çalışmasının artışı sonucu sivilceler görülebilir.
Resim 3.10 Ergenlik döneminde gençlerde yalnız olma isteği, hayal kurma, sinirlilik görülür.

Kızlarda ergenlik döneminde oluşan fiziksel değişiklikler: Ergenlik dönemine giren kızlarda yağ dokusunun artması ile vücut hatları kadınsı özellikler göstermeye başlar. Kalçalar, memeler, bel hattı belirir. Koltuk altları, cinsel organların çevresinde kıllanma oluşur. Gırtlak gelişir ve ses olgunlaşır. Yağ ve ter bezlerinin daha çok çalışması sebebiyle yüzde sivilcelenmeler başlar. Ancak asıl önemli olan değişiklik âdet kanamalarının başlamasıdır (Tablo 3.1).
Âdet kanamaları 10-13. yaşlarda başlayıp menopoz dönemine dek devam eder. Ortalama her 28 günde bir görülen kanamalar, âdet kanaması adını alır. Erişkin bir kadında ortalama her 28 günde bir yumurtalıklardan bir yumurta hücresi olgunlaşarak atılır. Buna ovulasyon adı verilir. Atılan yumurta hücresi fallop tüpünden geçerek rahme doğru yol alır. Bu sırada rahim içini saran doku kalınlaşarak döllenecek yumurtanın yerleşebilmesi için hazırlanır. Yumurta hücresi fallop tüpünde erkek döl hücresi olan spermle karşılaşıp döllenirse hazırlanan rahim içi dokuya yerleşir ve gebelik başlar.
Yumurta hücresi döllenmemişse rahim içini saran bu tabaka ile birlikte hafif bir kanamayla vücuttan atılır. Buna âdet kanaması denir. Âdet kanaması gebelik oluşmadığı sürece her ay devam eder. Gebelik dışında bazı hastalıklar, ruhsal gerginlikler, iklim şartları, yolculuk gibi sebepler kanamalarda aksaklıklar oluşturabilir.
Ergenlik döneminin başlangıcında âdet kanamaları genellikle düzensizdir. 2-3 yıl içinde düzene girer. Kanamanın süresi 3-7 gün kadardır.
Âdet kanamalarının başlangıcı Türkiye için 10-13 yaş kabul edilmekle beraber 15-16 yaşa dek gecikebilir.

Erkeklerde ergenlik döneminde oluşan fiziksel değişiklikler: Erkeklerde ergenlik dönemi kızlardan yaklaşık iki yıl sonra başlar ve daha uzun sürer. Yağ ve ter bezlerinin çalışmasındaki artış sonucu sivilcelenme ve beden kokusu değişimi görülür (Resim 3.9). Üst dudak üzerinde, sakal bölgesinde, koltuk altları ve cinsel organ çevresinde kıllanma başlar. Testislerde spermler oluşmaya başlar ve ilk meni gelir. Gırtlak yapısı ve ses tellerinin gelişmesi sonucu ses kalınlaşır. Bazen konuşurken sesin incelip kalınlaşması ile konuşma düzeni bozulabilir. Hızlı boy ve ağırlık artışının yanı sıra kaslarda belirginleşme, özellikle omuzlarda genişleme görülür (Tablo 3.1).
Ergenlik döneminde görülen ruhsal değişiklikler: Ergenlik döneminde bedensel değişikliklerle birlikte duygu ve davranış değişiklikleri de ortaya çıkar. "Delikanlılık" sözü ergenlik için çok uyumlu bir terimdir. Gençte yalnız olma isteği, hayal kurma, sinirlilik, kendini kabul ettirme çabası, dış görüntüye önem verme, sürekli aynaya bakma, saç modeli değiştirme, ilgisizlik gibi davranış değişiklikleri ortaya çıkar (Resim 3.10). Cinsel konulara ilgisi artan gençler, bu konuda birbirleriyle konuşarak bilgi almaya çalışırlar. Akranları ile kendilerini karşılaştırır ve fazla kilo alma, boy uzaması, sivilceler gibi konularda kaygılar duyabilirler. Gençler, bu dönemde bedensel ve ruhsal değişimlerin kişiden kişiye farklı olabileceği konusunda bilgilendirilmelidir. Gençlerin hatalı bilgiler edinmelerini önlemek amacıyla güvenilir kaynaklar gösterilmeli ve oluşabilecek sorunların zamanla düzelerek kaybolacağı anlatılmalıdır.





ERKEKLER
Boy uzaması (10-30 cm)
Ağırlık artışı (7-20 kg)
Kas gücü artışı
Testis, skrotum ve peniste büyüme
Cinsel bölgede kıllanma
Koltuk altlarında kıllanma
Gırtlak gelişimi, seste kalınlaşma
İlk meninin gelmesi
Deri kalınlaşması, yağ ve ter salgısı artışı
KIZLAR
Boy uzaması (10-20 cm)
Ağırlık artışı (6-18 kg)
Kas gücünde daha yavaş ve az artış
Memelerin büyümesi
Cinsel bölgede kıllanma
Koltuk altlarında kıllanma
Gırtlakta gelişme, seste olgunlaşma
İlk âdet kanaması
Yağ ve ter salgısı artışı

Tablo: 3.1 Ergenlik dönemindeki kız ve erkeklerde görülen fiziksel değişiklikler

Erken ergenlik: 12-15 yaş arasındaki bedensel değişimin yoğun olduğu dönemdir.
Tam ergenlik: 15-18 yaş arası kimlik bulma ve bağımsızlık dönemidir.

Ergenlik döneminin bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı geçirilebilmesi hayatın daha sonraki dönemlerini de etkileyeceği için çok önem taşır. Bu sebeple ailenin ve eğitimcilerin gençlere anlayışlı davranmaları, destek olmaları, onları bulundukları dönem konusunda aydınlatmaları gerekir. Bu dönemdeki gençlerin de sorunlarını aile üyeleri ve gerektiğinde okulda öğretmenleri ile paylaşmaları, doğru bilgiler edinmeye gayret etmeleri gerekir. Kendi sağlıklarını korumak için istekli olmaları en uygun davranış şeklidir.
undefined
undefined
 
5. ERGENLİK DÖNEMİNDE GÖRÜLEN SORUNLAR
Ergenlik dönemi üç bölümde incelenebilir: Bunlar erken ergenlik, tam ergenlik ve geç ergenlik dönemleridir.

Erken ergenlik: Ergenliğin bu evresinde bedensel değişimlere alışmaya çalışan gencin bu sebeple endişe ve bunalma hissetmesi mümkündür. 12-15 yaş arası dönemi kapsayan erken ergenlikte, bedensel değişimler sebebiyle ergenin kendi vücuduna ilgisi artar, cinsel konularla daha fazla uğraşmaya başlar. Fizyolojik olaylardan olan âdet kanamalarının başlaması panik duygusu yaratabilir. Genç, kendini hastalığa yakalanmış gibi hissederek yersiz kaygılar duyabilir. Erkeklerde daha belirgin olmak üzere vücudun bazı bölgelerinde tüyler çıkar. Ses değişimi de yaklaşık 6 ay kadar sürer ve rahatsızlığa sebep olabilir.
Tüm bu değişimler sırasında dengeli ve uyumlu bir insan olan ilköğretim çocuğu değişerek tedirgin, güç beğenen, çabuk tepki gösteren bir gence dönüşür. Otoriteye karşı çıkar, çalışmaya isteksizlik hisseder. Çekingenleşir, yalnız kalma isteği duyar. Ailesi dışında yeni kişilere ilgi duymaya başlar. Anne babasının ilgisinden yakınır, onların kendisine çok karıştıklarım düşünür. Kendisine tanınan haklan yetersiz, evdeki kuralları çok sıkıcı bulur.
Duygulan hızlı değişimler gösteren genç ergen, çabuk sevinir, çabuk üzülür, çabuk sinirlenir. Dağınık ve savruktur, sık sık bir şeyleri devirir, iştahı artar, daha sık yemek yeme ihtiyacı hisseder.
İlgi alanları artan ergen, hızlı müzikleri dinlemeye başlar, süslenir, giyime düşkünlük gösterir. Gizli fısıldaşmalar, odasına kapanmalar, hatıralarını yazma bu dönemde sık görülen davranışlardır.

Tam ergenlik: 15-18 yaş arası dönem olan tam ergenlik, gencin kendi kimliğini bulmaya ve bağımsızlık kazanmaya çalıştığı, fırtına ve gerilimin yoğun olduğu bir dönemdir.
Dönemin başından itibaren kızlarda yüz incelip vücut hatları son biçimini alırken, erkeklerde yüz, erkeksi bir görünüm alır, bedensel gelişim hızlanır. Bu dönemde gençler, karşı cinse ilgi duymaya başlar. Kendini romantik sevgi ilişkileri kurmaya hazır hisseder.
Kendi kimliğine kavuşabilmek ve bağımsızlık kazanabilmek için önce anne babasının etkisinden kurtulmaya çalışır. Gencin gözünde ailesi değer kaybeder. Açıkça onları eleştirmeye başlar. Sanki onlardan öğrenecek hiçbir şeyi kalmamış gibi uyarılarına kızar. Duygusal bağlarını ailesi yerine, yeni yakınlıklar ve arkadaşlıklar kurarak, evin dışına taşır. Evde oturamaz gibidir. Erken gelişen kaslarını ve içinden taşan gücünü en uygun şekilde sporla değerlendirebilir. Sporun herhangi bir dalında kazandığı başarı, kendine güvenini artırır. Başarısızlık durumunda yılmayıp mücadele etmeyi öğrenir. Spor, gencin yaşıtları ile kaynaşmasına da imkân sağlar. Yaşıtları ile arkadaş grupları kurma bu dönemde sık görülür.

Geç ergenlik: 18-21 yaş arasındaki duygusal karmaşanın azaldığı dönemdir.
Arkadaşları gibi giyinen, onlar gibi davranan genç, arkadaş grubu içinde dayanışmaya önem verir. Arkadaşlarından ayrı düşmemeye çalışır. Kendini onlara beğendirmek için arada bir kendine bile aykırı gelen davranışlarda bulunabilir.
Ailesi ile genç arasında, gencin arkadaşlık ilişkileri sebebiyle sorunlar oluşabilir. Bu durumda genç, arkadaşlarına kendini daha fazla kaptırabilir. Kendini güvensiz ve yetersiz hisseden genç, daha atılgan ve becerikli yaşıtlarının etkisi altına girebilir. Anne babasından yeterli desteği göremeyen gençlerin, olumsuz arkadaşlıklara yönelmesi mümkündür. Bu sebeple anne babanın desteği, ilgisi, denetim ve uyarısı mutlaka gereklidir.
Tam ergenlik dönemindeki gençlerin bir sporcuya, bir pop yıldızına, bir siyasal lidere hayran olmaları sık görülür. Hayran olduğu kişiye her yönüyle benzemeye çalışan genç, kişiliğini geliştirirken hayran olduğu herkesten kendi benliğine bir şeyler katar.
Tam ergenlikte bir diğer sorun cinsel kimliğin benimsenmesi ve cinsel konularda kendini yetersiz hissetme olabilir. Bu konuda kızlara annenin, erkeklere babanın desteği ve yardımı çok önemlidir. Ana baba, utanma duygusunu bir yana bırakarak doğru bilgi ve davranışları gençlere aktarmalıdır. Gençler, merak ve kaygılarını arkadaşları ile paylaşmayı tercih edebilir. Ancak bu, kaygıların körüklenmesine sebep olabilir. Ailelerin basit yazılmış ancak bilimsel yönden yanlış içermeyen kitaplardan yararlanması uygun olur. Sınırsız bir cinsel özgürlük anlayışının savunulduğu filmler, gazete ve televizyon yayınları yerine, bu konudaki bilimsel kaynaklara başvurulması yerinde olur.
Kişinin cinsel konularda doğru olarak bilgilendirilmesi, bu konuların hayattaki önemi ve yerini gerçekçi olarak bilmesi, mutlu bir yuva kurmasında etkilidir.
undefined
undefined
 
6. ERGENLİK DÖNEMİNDE OLUMLU TUTUM GELİŞTİRME
Ergenlik, insan hayatının sonraki dönemlerini etkileyen önemli bir dönemdir. Kişiliğin şekillendiği bu dönemde, aynı zamanda eş ve iş seçimi gibi önemli kararlar da alınabilir. Bedensel, ruhsal ve cinsel açıdan ergenlik döneminin sağlıklı geçirilebilmesi çok önemlidir. Dönemin sağlıklı geçirilebilmesinde ise olumlu tutum ve davranışlar geliştirmenin büyük önemi vardır.
Ergenlik döneminde arkadaşlık ilişkileri önemli bir yer tutar. Grup arkadaşları ile uyum sağlama, gençler için hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar doğurabilir. Hatalı arkadaşlıklar gençlerin zararlı alışkanlıklara yönelmesini, saldırgan çetelere katılmasını beraberinde getirebilir. Oysa grup arkadaşları ile duygu, düşünce ve görüşlerin paylaşıldığı, yardımlaşma ve paylaşımın esas olduğu arkadaşlık ilişkileri, gencin kişiliğine birçok olumlu özellik katabilir.
Ergenlik döneminde gençlerin, her iki cinsten bireylerle dengeli ve uyumlu arkadaşlıklar kurabilmesi gerekir. Karşısındaki kişiyi sadece cinsiyet yönüyle algılamaksızın düşünceleri ve kişiliği ile değerlendirebilmek, ilerideki hayatta, özellikle meslek hayatında çok önemlidir. Cinsel kimliğini bulmakta güçlük çeken gençler, kendi cinsine yönelerek, karşı cinsten olanlara ilgi duymamak gibi eğilimlere kapılabilirler. Bu eğilimler kalıcı cinsel sorunlara dönüşmeden gençlikte karşı cinsle dengeli arkadaşlıklar kurulabilmelidir.

Psikoloji: İnsan davranış, düşünce ve kişiliğinin normal özelliklerini inceleyen bilim dalıdır.
Psikiyatri: Ruhsal bozuklukların tanınması ve önlenmesi ile ilgili bilim dalıdır.

Ergenlikten itibaren kişilerin, kendi yeteneklerini tanıyabilmeleri gerekir. Yetenekli olduğu dallarda yoğunlaşan gençlerin, mesleğe yönelmeleri de daha kolay olur. Gençlerin yeteneklerine göre hobiler edinmeleri, kendilerine ayırdıkları zamanları dinlendirici ve becerilerini geliştirici olumlu davranışlarla değerlendirebilmeleri gerekir. Müzik aleti çalma, edebiyatla ilgilenme, el becerilerini artırıcı el işleri yapma, resim yapma, tamir işleri gibi pek çok yararlı hobi edinilebilir (Resim 3.11). Bunlar, hem ruhen dinlenme sağlar hem de kişilik gelişimine katkıda bulunur. Çeşitli hobilerle uğraşarak ekonomik kazanç elde etmek de uğraşılmalıdır.

Resim 3.11 Ergenlik döneminde müzik gibi yararlı hobilerle mümkündür

Tam ergenlik döneminden itibaren meslek seçimi önemli bir sorun oluşturur.
Özellikle lise döneminde planlı, programlı çalışma, başarının en büyük anahtarı durumundadır. Geleceğe yönelik hedefler tespit edilerek, bu hedeflere ulaşmak için planlı yürütülen çalışmalar, ruhsal yönden sağlıklı bir davranış olduğu kadar hayattaki başarının da önemli bir aşamasını oluşturur.
Geleceğe yönelik hedefler belirlenirken ve meslek seçimi yapılırken gençlerin, kendi yeteneklerini ve isteklerini göz önünde tutmaları gerekir. Her meslek önemlidir. Ancak mutlu bir hayat sürdürebilmek için sevgi ve saygı duyduğu bir mesleği seçmek ve onu başarabilmek önemli bir yer tutar. Bu sebeple kişiler yeteneklerinin çok dışında dalları seçmemeli, hiç sevmediği mesleklere sadece ailesi istiyor diye yönelmemelidir. Eğitimcilerin ve ailelerin de gençlere bu yönde bilgi ve destek vermeleri gerekir.
Ergenlik döneminde geliştirilecek olumlu tutum ve davranışlardan birisi de spor yapmaktır. Gerek boş zamanların değerlendirilmesinde, gerek bedensel sağlığın korunmasında sporun önemi büyüktür. Grup sporlarının yanı sıra bireysel sporları da gençlik dönemlerinde rahatça yapabilir. Spor bedensel güçlenmenin yanı sıra birlikte davranma, takım ruhu, sorumlulukların paylaşılması gibi olumlu nitelikler de kazandırır. Dayanma gücünü ve beden yeteneklerini artırır. Spor yapmak, topluma karşı da bir görevdir. Nitelikli insan gücünü artıran etkenlerden biri olan spora başlamak için en uygun dönemlerden biri ergenliktir. Spor alışkanlığı yaşam boyu sürdürülmelidir.
Gençlerin sosyal ilişkilerinde tutarlı, saygılı ve katılımcı olmaları olumlu davranışlardır. Böylelikle aile içinde, okulda ve her türlü sosyal olayda beğenilen, aranan, saygı duyulan kişiler hâline gelirler. Yardımlaşma, hoşgörü ve soğukkanlılık herkeste aranan niteliklerdir. Gençlerin kişilik gelişimleri sırasında, bu nitelikleri kazanacakları önemli dönem ise ergenlik dönemidir.
undefined
undefined
 
II. RUH SAĞLIĞI
Günlük hayatta sık kullanılan bir terim olan ruh sağlığı şöyle tanımlanabilir: Ruh sağlığı, kişinin hayata uyumunda başarılı olması, kendisini ve çevresini gerçekçi olarak değerlendirebilmesi, yaşama isteği duyması, isteklerini topluma ters düşmeyecek şekilde yerine getirebilmesi durumudur. Yani ruh sağlığı, kişinin, kendisi ve çevresiyle dengeli ve uyumlu bir ilişki sürdürmesi hâlidir.
Düşünce, duygu ve davranışlarında sürekli ya da geçici olarak tutarsızlık ve uygunsuzluk gösteren kişilerde ruhsal bozukluktan söz edilebilir.
Her insanın hayatının bazı dönemlerinde ruh sağlığı bozulabilir. Ancak günümüzün modern tıp anlayışı, ruh sağlığının korunabilir olduğu, ruhsal bozuklukların büyük bir kısmının da iyileştirilebileceği şeklindedir. İnsanın davranış, düşünce ve kişiliğinin normal özellikleri ile ilgilenen bilim dalı psikoloji (ruh bilim) adını alır. Psikoloji, hastalıklar ve tedaviler ile uğraşmaz. Ruhsal bozuklukların tanınması, tedavisi ve önlenmesi ile ilgilenen bilim dalı ise psikiyatri (ruh sağlığı ve hastalıkları bilimi) adını alır. Psikiyatri, tıpta bir uzmanlık dalıdır.

Ruhsal bakımdan sağlıklı bir insanda aranması gereken özellikler şunlardır:
Kişinin kendi kendisiyle uyumlu olması, kaygı, kuruntu ve kuşkulardan uzak olmasına bağlıdır. Günlük hayatta herkesin kaygı ve üzüntüleri olabilir. Ancak sebebi belli olmayan ya da uzun süren bunaltı ve kaygılar, ruhsal bozuklukların göstergesi olabilir.
Kişi, içinde yaşadığı çevrede ilişkiler kurabilmeli ve bunları sürdürebilmelidir. Aile üyeleri dışında, meslektaşları, komşuları gibi insanlarla iş ilişkileri dışında da arkadaşlıklar kurabilmelidir. Ergenlik döneminde ise sınıf, okul arkadaşları ve oturduğu çevredeki yaşıtları ile uyumlu olmalıdır. İnsanlarla geçinebilmenin ötesinde sevgi ve saygıya dayalı ilişkiler kurabilmeli, eş seçiminde sorumluluk alabilmelidir. Yani kişi, çevresindekileri sevebilmeli ve karşılığında sevgi bulabilmelidir.
Kişi, kendine güvenmelidir. Yeteneklerini ve davranışlarını gerçekçi gözle değerlendirmelidir. Gereksiz yere aşağılık ya da üstünlük duygusuna kapılmamalıdır. Kendini iyi tanıyabilmeli, öz saygısı gerçeğe uygun olmalıdır.
Kişi, toplumda bir yeri ve görevi olduğunun bilincinde olarak yeteneklerini geliştirmeli, yeteneklerini verimli bir şekilde işe yöneltebilmelidir. Çalışma ve başarılarından tat alabilmelidir.
Kişinin geleceğe dönük hedefleri olmalı, bunlara ulaşmak için gerçekçi yolda çaba gösterebilmeli, sıkıntılara göğüs gerebilmelidir. Gerçekleştiremediği isteklerini, başka yollardan doyum sağlayarak dengeleyebilmelidir.
Kişi, yeni durumlara uyma esnekliği gösterebilmelidir. Başarısızlıklardan yılmamalı, kendini bırakmamalıdır. Geleceğe dönük umudu ve savaşma gücü bulunmalıdır.
Kişi, başkalarından bağımsız olarak girişimlerde bulunabilmelidir. Kendi başına kararlar verebilmen ve bunları uygulayabilmelidir. Hareketlerinin sorumluluğunu taşıyabilmen ve sonuçlarına katlanabilmelidir. Hatalarından ders alabilmeli, yanlışlarını düzeltmeye çalışmalıdır. Kendi kendini eleştirebilmesi ve yanılgılarını başkalarına yüklememelidir.
Kişinin yaşadığı çevre ve toplumla ters düşmeyen inanç ve değerleri olmalıdır.
Toplumun değer yargılarına ve ahlak kurallarına önem vererek, topluma uygun ve katkıda bulunan bir üye olmaya çalışmalıdır. Ön yargılara kapılmamalı, başkalarının inançlarına, kendisi paylaşmasa bile, saygı ve hoşgörü gösterebilmelidir.
Ruhsal açıdan sağlıklı bir kişi, mesleği dışında eğlendirici, dinlendirici ve kişiliğini geliştirici uğraşlar edinmelidir. Bunlar sanat, spor ve toplumsal dayanışma dallarında olabilir.
Ruh sağlığı da beden sağlığı gibi bozulabilir. Ancak özellikle 1960'lardan sonra bulunan etkin ilaçlar ve diğer tedavi yöntemleri ruh sağlığının düzeltilebilmesinde önemli rol oynamıştır. Asıl önemlisi ruh sağlığının korunması olduğundan ruh sağlığının bozulmaması için çaba gösterilmelidir.
 
 
 
undefined
undefined
1. RUH SAĞLIĞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Ruh sağlığını etkileyen faktörler toplumdan topluma ve zamana göre değişebilir. Ancak bu faktörleri genel olarak kişisel ve çevresel olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.

a. Ruh sağlığını etkileyen kişisel faktörler
Ruh sağlığını etkileyen kişisel faktörler, yaş, cinsiyet, meslek, medeni durum, kişisel alışkanlıklar ve beden sağlığı öğelerinden oluşur.
Yaş: Ruhsal bozuklukların en sık görüldüğü dönem, ergenlikten orta yaşlara kadar geçen süredir. İleri yaşlarda da beyinde meydana gelen organik bozukluklar sebebiyle ruhsal sorunlar ortaya çıkabilir.
Cinsiyet: Kadın veya erkek olmanın sosyal hayatta getirdiği yükümlülükler farklı olduğundan cinsiyetin ruh sağlığına dolaylı bir etkisi vardır. Örneğin; orta yaştaki kadınlar, aynı yaştaki erkeklere göre daha fazla ruhsal çöküntü yaşamaktadırlar.
Meslek: Yoğun gerilimin yaşandığı bazı meslek gruplarında ruhsal bozuklukların ortaya çıkma ihtimali daha yüksektir (Resim 3.12). Yöneticilik, pilotluk, cerrahlık gibi kişinin sürekli kendini kanıtlamasını gerektiren ve gerilimli ortamda çalışılan meslekler, bu gruptan sayılabilir. Yine mesleğin sevilerek yapılması, yeterli maddi ve manevi doyumu sağlaması da ruh sağlığı üzerinde olumlu etki yapar.

Resim 3.12 Maden işçiliği gibi gerilimli meslekler ruh sağlığını etkileyebilir.

Resim 3.13 Aile geçimsizlikleri ruh sağlığını etkiler.

Resim 3.14 Terör ve savaş gibi özel zorlayıcı durumlar ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir.

Medeni durum: Düzenli ve mutlu bir hayatı olan evli kişilerin, bekâr ya da boşanmış kişilere göre ruh sağlıkları daha yerinde olmaktadır. Ancak huzursuz evlilikler de hem eşlerin hem de çocukların ruh sağlıklarını olumsuz etkilemektedir.
Kişisel alışkanlıklar: Ruh sağlığına etkileri yönünden alışkanlıklar, olumlu ya da olumsuz olarak gruplandırılabilir. Dinlendirici ve becerileri geliştirici hobiler, ruh sağlığını olumlu yönde etkilerken uyuşturucu ve alkol kullanımı gibi zararlı alışkanlıklar hem beden hem de ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapar.
Beden sağlığı: Beden sağlığının bozulması, ruh sağlığını da etkileyen bir faktördür. Uzun süreli, süreğen hastalığı olan kişilerin kolaylıkla ruhsal çöküntüye uğradıkları bilinir. Aynı şekilde ruhsal sıkıntıları olan kişilerin, daha sık bedensel rahatsızlıklara yakalandığı gözlenir. Örneğin, sürekli üzüntü ve umutsuzluk içindeki kişilerde mide asidinin artması ile çeşitli mide hastalıkları ortaya çıkabilir.
Beden sağlığını etkileyen faktörlerden genetik özellikler de ruh sağlığını etkileyebilir. Bazı ruh hastalıklarının genetik özelliklerle taşındığı bilinmektedir.
Yetersiz ve dengesiz beslenme, bedensel olarak büyüme ve gelişmenin geri kalmasına yol açarken ruh sağlığını da olumsuz yönde etkilemektedir.

b. Ruh sağlığını etkileyen çevresel faktörler
Ruh sağlığını etkileyen çevre ile ilgili faktörler; aile, sosyal, kültürel ve ekonomik durumlar ile özel zorlayıcı durumlardır.
Aile: Huzurun, sevgi ve hoşgörünün etkin olduğu bir aile ortamı, hem çocukların hem de anne babanın ruh sağlığı üzerinde olumlu etkilerde bulunur. Tersine, sürekli kavga, huzursuzluk, iletişim bozukluğunun hüküm sürdüğü bir aile ortamı da ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir (Resim 3.13). Sorunlu aileler, boşanmış ve parçalanmış aileler, evlat edinilmiş çocukların varlığı, aile üyelerinden birinin hastalığı ya da sağlığa zararlı alışkanlıklarının olması, ruh sağlığı üzerinde olumsuz etki yapabilen faktörlerdendir.
Sosyal, kültürel ve ekonomik durumlar: Kişilerin içinde yaşadığı sosyal çevre, kişilerin bu çevreye uyum sağlayabilme yetenekleri ile bağlantılı olarak ruh sağlığını etkilemektedir. Köyden şehre göç, hızlı değişen aile ve çevre yapısı, bu uyum yeteneğini bozarak ruh sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.
Düşük ekonomik şartlardaki toplumlarda aile içi sorunlar, işsizlik ve suç işleme eğilimi daha fazla görülür.
Kültürel faktörler de ruh sağlığını etkilemektedir. Örneğin; Anadolu'da yeni evlenen bazı genç kadınlar yıllarca süren bir suskunluk dönemi yaşarlar. Bunun sonucunda da iç sıkıntısı (anksiyete) rahatsızlığı bu kadınlarda sık görülür.
Özel zorlayıcı durumlar: Savaş, terör olayları, (Resim 3.14) deprem, büyük yangınlar gibi kişileri zorlayan özel durumlarda da ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenmektedir. Kişiler böyle durumlarda, normal şartlarda dengede tutabildikleri duygu, düşünce ve davranışları ile çevreye uyumları bozularak hastalanabilmektedir.

Resim 3.15 Çiçek yetiştirmek ve bahçeyle uğraşmak kişileri ruhen dinlene

Resim 3.16 Dinlenirken yapılan yararlı uğraşılar ruh sağlığı açısından faydalıdır.

c. Doğal afetlerin insanın ruh sağlığına etkileri
Doğal afetler insanların ruh sağlığını olumsuz etkileyen olaylardır. Özellikle deprem gibi afetlerden toplumun büyük bir kısmı etkilenir. Konutların ve işyerlerinin yıkılması, kişilerin barınacak yer bulamamalarına ve işsiz kalmalarına yol açar. Aile bireylerinin ve yakın çevredeki insanların yaralanması veya hayatlarını kaybetmesi üzüntü ve moral bozukluğu yaratır. Böyle durumlarda kişiler panik, şaşkınlık, çaresizlik, suçluluk ve öfke içinde olabilirler. Asılsız söylentilerin ortaya çıkması da bu olumsuz etkileri artırır. Bu yüzden söylentilere inanılmamalı ve doğru bilgi kaynaklarına ulaşılmalıdır. Doğal afetlerde insanların yaşanan gerçekleri kabul ederek, mevcut duruma uyum sağlamalarına yardımcı olunmalıdır. Üstesinden gelemeyeceği böyle sorunlarla karşılaşanlar psikiyatr ve psikologlara veya okullardaki rehberlik ve psikolojik danışmanlık servislerine başvurabilirler.
 
undefined
undefined
 
2. RUH SAĞLIĞININ KORUNMASI
Ruh sağlığı da beden sağlığı gibi korunabilir. Bunun için kişisel düzeyde alınabilecek önlemler olduğu kadar sağlık kuruluşlarının alabileceği önlemler de vardır. Kişisel düzeyde alınabilecek önlemlerin ilk aşaması, ruh sağlığını bozan faktörleri bilerek bunları gidermeye çalışmaktır. Bu amaçla, kişi kendini tanımalı, olumlu ve olumsuz yönleriyle kabul etmelidir. Olumlu davranışlarını geliştirmeli, olumsuz olanları azaltmaya çalışmalıdır.
Kişisel özellikler korunarak yaşanılan toplum gerçeklerine göre davranmaya çalışılmalıdır. Böylece kişi hem toplumda yadırganmaz hem de topluma düşünce ve davranışları ile katkıda bulunabilir.
Kişiler, evde, okulda ve iş yerinde çalışarak yaşadığı toplumun ve kendisinin gelişmesine katkıda bulunmalıdır. Çevredeki farklı görüşlere karşı anlayış ve hoşgörü ile yaklaşıp iş birliği yapabilmelidir. Kişiler, hayatta karşılaşabilecekleri zor durumlar ve başarısızlıklar karşısında zorluklarla baş edebilme gücünü kendilerinde görmelidirler. Ruh sağlığını korumak için uyulması gereken ilkelerden bir diğeri de yeni durumlara gerçekçi değerlendirmeler yaparak uyum sağlayabilmektir.
Ruhen dinlenmeyi sağlayabilmek için kendimize ayırdığımız zamanları, bilgi ve becerileri geliştirecek yararlı uğraşlarla değerlendirmek gerekir. Ruhen dinlenebilmek sağlıklı ve uzun yaşayabilmek için önemlidir. Dinlenirken yapılan yararlı uğraşılar hem becerileri geliştirir hem de ekonomik yararlar sağlayabilir (Resim 3.15, Resim 3.16).
Ruh sağlığının tanımında yer alan, kendisi ve çevresi ile uyum içinde olma kavramının günlük hayatta yerine getirilebilmesi için bazı davranışlara uyulması gerekir. Bu amaçla kişiler, kendilerinin ve çevresindekilerin ruh sağlığını korumak üzere aile içinde, okulda ve toplum içinde tutarlı davranmalıdır. Günlük hayatta bazen belli sebeplere bağlı kaygılar ve sıkıntılar yaşanabilir. Bunlar her zaman bir ruhsal bozukluk belirtisi değildir. Sıkıntılar ve kaygıların çok uzun sürmesi ve bir sebebe bağlı olmaması ruhsal bozukluk ihtimalini düşündürmelidir. Her insanın hayatının herhangi bir döneminde, üstesinden gelemeyeceği ruhsal problemleri olabilir. Böyle dönemlerde yardım istemek, yapılacak en uygun davranıştır. Ancak yardım istenecek kişilerin iyi seçilmesi gerekir. Okul hayatı boyunca karşılaşılan problemler ile ilgili olarak sınıf öğretmeni, rehber öğretmen, okul yöneticileri veya sağlık personelinden yardım istenmelidir. Böylece sorunlar büyüyüp çözümü daha güçleşmeden, yerinde ve zamanında müdahale edilebilir ve yardım sağlanabilir. Kişiler, toplumda bu güçlükler karşısında yılmadan, karamsarlığa kapılmadan ve sorumluluklarına uygun davranışlarda bulunmalıdır. Geleceğe yönelik hedef ve tasarıları olan ve buna ulaşmak için çaba gösteren kişiler, ruhsal yönden daha sağlıklı kişilerdir. Geleceğe yönelik hedefler belirlenirken kişisel yetenekler, ilgi alanları göz önünde bulundurulmalıdır. Yeteneklerinin farkında olarak verimli uğraşlar edinmeye istek duyulmalıdır. Kişi, başarılarından mutluluk duyabilmelidir. Böylece hem kendini tanıyan hem de kendi gelişimine yararlı uğraşlar edinen kişi kendi ile barışık bir hayat sürebilir.
Ruh sağlığını koruyabilmek için önemli bir tutum da yeni durumlara uyma esnekliği gösterebilmek ve başarısızlıklar karşısında yılmamaktır. Çevresi ile uyumsuzluk gösteren kişilerin ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenir.
Ruh sağlığının korunmasına yönelik sağlık hizmetlerini birincil, ikincil ve üçüncül koruyucu hizmetler olarak inceleyebiliriz.
Birincil koruma, ruh sağlığı bozulmadan önce yapılacak çalışmaları kapsar. Bunlar, ruh sağlığını bozan faktörleri ortaya çıkararak gidermek, uygunsuz şartları belirleyerek düzeltmeye çalışmaktır. Ayrıca toplumun ruh sağlığının korunması konusunda eğitilmesi de birincil korumayı oluşturur. Okulların rehberlik servisleri ve ilçelerdeki rehberlik ve danışma merkezleri birincil korumaya yönelik hizmet veren yerlere örnektir.
İkincil koruma, ruh sağlığı bozulan kişilerin erken tanı ve tedavilerini kapsar. Bu amaçla hastanelerin psikiyatri bölümleri ile birinci basamak sağlık hizmeti veren kuruluşlardan yararlanılabilir. İkincil koruma ilaçlı tedavinin yanı sıra karşılıklı konuşma ve sorunların sebebinin anlaşılması esasına dayanır.
Üçüncül koruma, ruhsal sorunları tespit edilerek tedavi edilen kişilerin esenlendirilmesi, yani yeniden hastalanmalarının önlenmesi ve topluma kazandırılması çalışmalarını içine alan rehabilitasyon hizmetleridir. Bu hizmetler psikiyatri ve ruh sağlığı merkezlerinde, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve hekimlerin ekip hâlinde yürüttüğü sağlık hizmetleridir.
undefined
undefined
 
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Büyümede ve gelişmede rol oynayan faktörler nelerdir?
2. Büyüme ve gelişmeye etki eden, anneye ait etmenler nelerdir?
3. Yeni doğan döneminin özelliklen nelerdir?
4. Özerklik döneminin özellikleri nelerdir?
5. Ergenlik döneminde kızlarda görülen bedensel ve fizyolojik değişiklikler nelerdir?
6. Ergenlik döneminde erkeklerde görülen bedensel ve fizyolojik değişiklikler nelerdir?
7. Ergenlik döneminin ruhsal özellikleri nelerdir?
8. Ergenlik döneminde olumlu tutum ve davranışlar kazanmanın hayatın daha sonraki dönemlerindeki önemi nedir?
9. Ruh sağlığı nedir?
10. Ruh sağlığı yerinde olan bir kişide hangi özellikler bulunmalıdır?
11. Ruh sağlığının korunmasının aşamaları nelerdir?
12. Toplumun ruh sağlığının korunması için kişilere düşen görevler nelerdir?
13. Ruh sağlığının korunmasına yönelik sağlık hizmetleri nelerdir?
Reklam
 
Eğitim Haberleri
 
Eğitim Haberleri
Saat
 
Merhaba İp adresiniz 54.237.184.242
 
Bugün 13409 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
google.